Site AnasayfaAnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 SIFFIN SAVAŞI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
kral55

avatar

Mesaj Sayısı : 8

MesajKonu: SIFFIN SAVAŞI   Paz Tem. 12, 2009 8:04 pm

SIFFIN SAVAŞI
Hz. Osman'ın şehit edilmesiyle ortaya çıkan karışıklığın, Hz. Ali'nin halife tayin edilmesiyle nisbeten hafiflediği görülmüş ve müslümanlar çoğ unlukla Hz. Ali'ye biat etmışlerdı ancak başta Hz. Aişe, Zübeyr, Tâlha ve Şam valisi Muaviye olmak üzere bir kısım müslüman Hz Ali'nin hilafetini tanımamışlar ve ona biat etmemişlerdi. Bunların biat etmemelerinde Osman'ın öldürülmesi olayinın Hz. Ali taraftarlarınca gerçekleştirildiği görüşü rol oynuyordu.
Cemel Vak'asından sonra Hz. Ali, Cerir b. Abdullah'ı, kendisine biat etmeyen Muaviye'ye biat almak amacıyla göndermiş ve müslümanların Cemel vak'asındakı durumundan örnekler vererek kan dökülmemesini istemiştir. Muaviye, Cerir'i bir süre oyalayarak Sam halkının görüşlerine başvurdu. Şamlılar Hz. Osman'ın kanını dökenlerle savaşıncaya kadar uyumayacaklarına ve intikam almaya dair yemin etmiş olduklarını söylediler. Diğer taraftan Muaviye Hz. Osman'ın kanlı gömleğini Şam'da mescide asarak halka teşhir etti. Muâviye, danışmanı Amr b. el-Ass ve Sam ileri gelenleriyle görüşerek Hz. Ali'ye biat etmeyeceğini söylemiş ve Cerir b. Abdullah'ı geri göndermişti (Ibn Kesîr, el-Bidâye, VII, 254).
Cerir, Hz. Ali'ye gelerek olanları anlattı. Muaviye'nin kendisi aleyhine hazırlık yaptığını hatırlatarak Hz. Alı'yi bu konuda uyardı. Bunun üzerine Hz. Ali hicretin 36. yılının şaban ayında Medine'deki müslümanları ve onlara tabi olanları toplayarak Muaviye üzerine hareket etti. İki ordu Sıffın ovasında karşılaştılar. Hz. Ali, Beşir b. Amr el-Ensârî, Saîd b. Kâys el-Hemdâni ve Sebes b. Rabî' et-Temimi'yi göndererek itaat etmesini bildirmelerini söyledi. Ancak Muaviye, itaate yanaşmayarak diretti.Haftalarca karşılıklı elçi gönderme şeklinde geçen olaylar Hz. Ali'nin Muaviye'nin biat etmeyeceğine kanaat getirerek hicretin 37.yılı muharrem ayından sonra halka şu ilanı yaptırmasıyla son buldu: "Mü'minlerin emiri der ki: Hakk'a dönmeniz ve ona yönelmeniz için sizi teşvik etmek istedim. Size, Allah'ın kıtabıyla delil getirdim ve ona davet ettim. Siz ise taşkınlıktan, azgınlıktan vazgeçmediniz. Hakk'a icabet etmediniz. Ben de size aynı şekilde ahdimi bozdum. Zira Allah hâinleri sevmez" (İbnu'l-Esir, a.g.e, III, 29.


Hz. Ali nin komutanı Ester en-Nehâî'nin başarısı Hz. Ati taraftarlarının Muaviye'nin karargâhına kadar varmalarını sağlamış ve biat edenleri üstün bir duruma geçirmişti. Bu sırada Ammâr b. Yâsir şehit düşmüş, bunu Veysel el-Karanî izlemişti. Bunların şehid olduğunu duyan Muaviye'nin baş komutanı Amr b. el-Ass, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in "Ammâr âsîler tarafından öldürülecek" (Buhârî, Salât 63; Müslim, Fiten 70, 72, 73; Tirmizî, Menâkib 34) hadisini hatırlayarak savaştan vazgeçmeyi düşündü. Ancak Muaviye'nin baskısıyla vazgeçti ve Muaviye ona sonlarının kötüye gittiğini, Hz. Ali'nin kendilerini öldüreceğini söyleyerek derhal bir şeyler yapıp Ali safındaki müslümanları durdurmasını söyledi. Bunun üzerine Amr da Muaviye askerlerine "Kimin yanında Mushaf varsa mızrağının ucuna takarak havaya kaldırsın" diye hitab etti (Hasan İbrahim Hasan, Târih'ul-İslâmü's-Siyâsî, I, 400). Amr, bu hareketinin Hz. Ali taraftarları üzerinde büyük bir etki göstereceğini biliyordu ve nitekim öyle oldu. Müslümanlar Kur'ân'a karşı gelemezlerdi. Basra kurrâsından Mıs'ar b. Fedeki ile el-Esas b. Kays'ın başkanlığında bir grubun baskısıyla Hz. Ali de savaşı bırakmak zorunda kalmıştı. Hatta tehdit edilerek kendisine söyle denildi: "Allah'ın kıtabına çağrıldığında ona uy, yoksa seni kalabalığa bırakırız veya Osman'a yaptığımız gibi yaparız!..."
Bunun üzerine Hz. Ali "Ey Allah'ın kulları: Hakkınızı almaya ve doğru olan işinizi yapmaya devam edin. Zirâ Mu'âviye, Amr bin-Ass, İbni Ebi Muaye, Habib b. Mesleme, ibni Ebi Seher ve Dahak b. Kays dine ve Kur'ân'a sahip ciddi ve samimi insanlar değillerdir. Ben onları sizden daha iyi bilirim..." Fakat bu tür konuşmaları bir fayda vermedi. Askerler: "Biz Kur'ân'a karşı kendimizi ortaya atıp meydan okuyamayız, Hz. Alı'nın sözlerini kabul edemeyiz" diyerek savaşmaktan vazgeçtiler (İbnu'l-Esîr a.g.e. 321, 322, Doğuştan günümüze büyük İslâm tarihi, II, s. 244; İrfan Abdulhamit, İslâm'da itikâdî mezhepler ve Akaid esasları, tic. M. Saim Yeprem s., 82).
Böylece sulhun akdedilmesi konusunda, Kurrâ ehlinin büyük tesiri olmuştur. Kurrâ ehli, müslümanların arasındaki sorunun çözümünde Kur'ân'ı hakem olarak kabul ve tavsiye ediyorlar, herkesi de bu görüşe göre yönlendirerek Hz. Ali'nin de bu görüsü benimsemesi için ona baskı yapıyorlardı. Sonunda Hz. Ali ister istemez sulhe razı oldu... Sonra Muaviye'ye Es'as b. Kays'ı göndererek ne istediğini öğrenmesini söyledi. Hz. Muâviye gelen elçiye; "Siz ve biz Allah'ın kitabında emrettiği şeye döneceğiz. Sizden, razı olduğunuz bir kişiyi gönderiniz, biz de bir kişi göndeririz ve bu kişilerin Allah'ın Kitabında olan hükümle karar vermelerine, Kitaptan şaşmamalarına dair onlardan söz alırız. daha sonra da anlaştıkları şeye uyarız (İbnü'l-Esîr a.g.e; 323), diyerek planını açıkladı. Es'as bu teklifi ilan edince Urve b. Üdeyye gibi bazı sahabeler "Allah'ın emri dururken tutup ta başka şahısları mı hakem tayin ediyorsunuz? Oysa Allah'tan başka hiç kimsenin hüküm verme yetkisi yoktur" (La hükme illa lillah) dediler.Bu şekilde söyleyenler daha sonra harici olarak anılacaklardır.
Hakemlerin seçimi konusunda Muâviyenin tayin edeceği kişi belli idi ki bu Amr b. el-Âs'tan başkası olamazdı. Ancak Hz. Ali taraftarlarından Es'as ve ona tabi olanlar da "biz Ebû Musa el-Eşâri'ye razıyız" dediler. Bunun üzerine Hz. Ali "siz daha isin basında bana isyan ettiniz, su an bana karsı gelmeyiniz" diyerek Ebû Musa hakkındaki endişesini açıkladı ve onlara ihtarda bulundu. Hz. Ali'ye göre Ebû Mûsa el-Eş'ârî insanları Muâviye tarafına yönlendirerek kendi sırlarını onlara anlatıyordu Ancak taraftarları Ebû Musa üzerinde direttiler. Hz. Ali de bunların görüşlerine istemeyerek de olsa uymak zorunda kaldı. Hz. Ali'nin bu kanaati ise Hâricilerin ortaya çıkması neticesinde doğrulanmış oluyordu. Onların da yanlış davranışları hem yeni bir sapık fırkanın dogmasına hem de bir çok kimsenin itikadının bozulmasına yol açtı (Taberî III; Ibnü'l-Esir a.g.e 330-331). İki taraf, arasında hakem tayini ile ilgili sözleşmeyi yazarak bunun kabul ve tasdikini garanti altına aldılar. Sözleşmenin özeti şöyle idi: "Bismillahirrahmanirrahim". Bu, üzerinde Ali b. Ebi Talib ve Muâviye b. Ebi Süfyan'ın anlaştığı bir metindir, Allah'ın hükmüne ve Kitabına göre hareket edeceğiz. Bizi Allah'ın kitabından başkası birleştiremez. Allah'ın Kitabı baştan sona kadar elimizde olduğundan, onun dirilttiğini biz de diriltir; terkettiğini biz de terkederiz. Her türlü hükmünü kabul ederiz. İki hakem; Ebû Musa Abdullah b. Kays el-Eş'ârî ve Amr b. el-Âs el-Kureyşî, Allah'ın kitabında ne bulurlarsa onunla amel edeceklerdir. Allah'ın kitabında bulamadıklarını, bir araya getirici âdil sünnette arayacaklardır. Ali ve Muâviye, Allah'a karşı ahid ve misak içindedirler. Her biri derler ki: "Ben bu sahifedeki şeye razıyım." Ebû Musa el-Eş'arî ve Amr b. el-Âs, Allah adına yemin etmişlerdir. Karârı Ramazan ayına ertelemişlerdi. Sonra ikisi, bu sayfada olan şey üzerine: bu hususta zulüm ve saptırmak isteyen ve bu sahifede olan şeyi terkeden kimseye karsı şâhitlerin yardımcı olacaklarına dair şehadetlerini yazarlar.15 Safer, hicrî 37."
İki hakem yetkilerini gösteren sahifeleri alarak Ramazan 37 H. (M. 657)'de bir araya geldiler. Erzuh'ta Dumetü'l-Cendel'de her iki taraftan dörtyüzer kişilik birer grup hakem kararını almak üzere toplantıya katıldı. İki hakem önce niçin toplandıklarını konuşarak karara vardılar. Bunun amacı halkın arasındaki gerginliği azaltmaktı. Önce Amr söz aldı. "Hz. Osman'ın haksız olarak öldürdüğü fikrine katılıyor musun?". Ebû Musa "evet" diyen Amr, el-İsrâ suresi 33. âyette haksız yere insan öldürülemeyeceğini gösteren delilini ileri sürdü. O halde ey Ebû Musa! Seni Hz. Osman'ın velisi Muâviye'ye karşı çıkaran nedir? O Kureyştendir deyince Amr da Hz. Ali'nin Peygamber (s.a.s.)'in soyundan olduğunu ve damadı olarak Muâviyeden önce geldiğine işaret etti. Bu tür çekişmeler uzun bir süre daha devam etti. Onlar sulhün böyle devam edemeyeceğini, hem Hz. Ali hem de Muâviye'ye biat edilmemesi gerektiğine inanarak fikir birliğine vardılar. O halde yeni halife müslümanlar tarafından seçilmeliydi. Şimdi yapılacak iş bu kararlarını müslümanlara bildirmeye gelmişti. Bu kararı cemaate açıklamak üzere Ebû Musa minbere çıktı ve Allah'a hamd ve senadan sonra "Ey insanlar! Biz ümmetin durumunu düşünüp bir formül bulmakta epey zorlandık. Hem benim, hem de Amr'ın görüşü sudur: Hz. Ali ve Muâviye'yi hilâfetten uzaklaştırmak ve ümmetin kendisinin istediği birisini halife tayin etmelerini sağlamak gerekir. Bundan dolayı ben, Hz. Ali ve Muâviyeyi hilâfet görevinden alıyorum" dedi. Sıra Amr'a gelince O da minbere çıktı ve şöyle konuştu; "Şüphesiz Ebû Musa'nın söylediklerini duydunuz. O Ali'yı görevden almıştır. Ben de onun yerine Muâviye'yi halife tayin ettim" deyince herkes şaşkınlıktan ne yapacağını, ne diyeceğini bilemedi. Bu karara Ebû Musa derhal itiraz ederek " Sana ne oluyor ki anlaşmaya ihanet ediyorsun, sen facir oldun. Allah seni başarıya ulaştırmasın" diyerek orayı terketti. (Ibnü'l-Esîr a.g.e 340).
Ebû Musa bu olaydan duyduğu utanç ve üzüntü üzerine insanlardan uzaklaşmak amacıyla Mekke'ye giderek orada yalnız basına yasamayı tercih etti. Bu olay üzerine müslümanlar dağılmış, Muâviye kendisini meşru halife ilan ederek İslâm tarihinde çift halife dönemi başlamıştır. Bu durum Hz. Hasan'ın elinden halifeliğin alınmasına kadar devam etmiştir. Ancak Hz. Ali hiç bir zaman Muâviye'yi meşru halife olarak tanımamış, şehîd edilinceye kadar Şam hariç bütün müslümanlarca halife olarak kabul edilmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
SIFFIN SAVAŞI
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
HAVZA İHL MEZUNLARI FORUMU :: DERS NOTLARI :: TARİH-
Buraya geçin: